« Önceki | Sonraki »

7/2/2008

BATI’NIN AHLAKSIZLIĞI, YALANLARI, YANLIŞLARI…

Mustafa ÖZBEK - TÜRKİYEM TOPLULUĞU SÖZCÜSÜ

 

<<İLGİLENİR MİSİNİZ?  WEB TASARIMI SADECE 20 YTL>>

 
Yıl 1923...26 Ekim günü... Türk Milli Futbol Takımı Taksim Stadı'nda Romanya ile ilk maçını oynayacak... O maçta Milli Takımımızın kalesini koruyan ve kaptanlığını yapan Fenerbahçe'li Nedim ilk maçın heyecanını anlatırken, giyecekleri formaların Atatürk tarafından gönderildiğini söyler.Yine Fenerbahçe'li olan Bedri Gürsoy, o maçla ilgili anılarını ,"Maç oynanırken ayağım kırıldı.Savaşı yaşayan bir ulusun önünde, ayağımın kırıldığını söylemeye utandım.Seke seke maçı bitirdim.O günden sonra benim adım Ceylan Bedri oldu.." diyerek Spor Yazarı Kazım Kanat'a anlatır. İlk maçın onbirinde yer alan bütün futbolcuların ortak özelliği hepsinin de Kurtuluş Savaşı'na katılmış olmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından üç gün önce yapılan bu maçta oyuncularımızın giyeceği forma beyazdır.Ulu Önder hemen futbolculara birer bayrak gönderir. Beyaz üzerine dikilen Türk bayrağı milli takımımızın ilk forması olur. Turgay'lar, Lefter'ler, Can Bartu'lar, Metin Oktay'lar, Rıdvan'lar, Hakan’lar Atatürk’ün emaneti olan bu milli forma ile maçlara çıkarlar... Artık milli formamız milli gururumuz olmuştur.
85 yıl sonra bugün, Türkiye’yi temsil edecek futbolcularımızın giyeceği milli formamızın şekli şemali değiştirilmek üzere... Turkuaz rengin hâkim olacağı formada, eğer bir dürbün bulursanız, ay yıldızımızı görmeniz mümkün olacak(!) "Niye?" diye sorduğumuzda, sponsor firmanın böyle istediğini öğreniyoruz..Size de tuhaf gelmiyor mu?...Şimdi milli takımın giydiğine biz nasıl 'milli forma' diyeceğiz?...Hani nerede Atatürk'ün milli takıma verdiği formalar?...Hani ayyıldız nerde?...Hani kırmızı beyaz nerde?... Tribünde binlerce taraftarın elinde ayyıldızlı bayraklar, sahadakilerin üzerinde ise mavi (turkuaz)- beyaz formalar... Böyle bir renk kirliliğinde oynanan, maç 'milli' olmaz sıradan bir maç olur... Heyecansız bir takımın oynadığı maçların akibeti de hüsran olur... Milli Takım'dan milli formayı alırsanız, sadece takımın oyucularından, taraftarlardan değil 70 milyon insandan da milli ruhu, milli heyecanı almış olursunuz.
Türkiye'de yüzlerce büyük ve zengin kuruluş varken, onların sponsorluğunun daha faydalı olacağı görülüyor iken, milli takımımızın formasının, ay yıldızımızın 'mantığı sorgulanacak bir gerekçeyle' üstelik 'görüşümüz alınmadan' elimizden alınması bizim en büyük ayıbımız olmaz mı?...
Bunların hepsi bir parça..Kimileri Atatürk'e, kimileri üniter devlete, kimileri Kıbrıs'a, kimileri bağımsız yargıya, kimileri laik demokratik cumhuriyete, kimileri anayasaya, kimileri sosyal devlete saldırıyor...Devam eden bu parça parça saldırıları bir araya getirdiğinizde karşınıza bir 'kuşatma fotoğrafı' çıkıyor. Bu kuşatmaya 'milli' kaygılarla, gerekçelerle karşı çıktığımızda ise, kendilerini iktidara 'şirin göstermek için' her türlü 'çirkinlikten' kaçınmayan 'ikinci cumhuriyet takımını' karşımızda buluyoruz...Medyanın hükümete yakın çevrelerin eline geçmesi, kişilere ve kurumlara hakaret etmede onlara alabildiğine cesaret veriyor..'Milli' olan herşeye allerjileri var.Türk Milli Takımı'na yakışmayan şu Turkuaz renkli forma da hoşlarına gitmiştir onların..

2008 Türkiye'sinde yarı-resmi hale gelen medyanın, ekran ve gazete köşelerinde ahkam kesen bu 'çürük' entellektüeller, 'milli' ve 'ulusal' sözcüklerine karşı büyük bir saldırı başlatmış durumda. Bu saldırılar için talimat veren merkezlerin başında Avrupa (Birliği) geliyor. Elbette ki bu 'İkinci Cumhuriyetçi Takımı' saldırıların karşılığında 'hizmet' ettikleri kişilerden ve kurumlardan bahşişlerini alıyorlar. Bu konuda yıllardır Türk-İş içinde çeşitli görevlerde bulunmuş olan Yıldırım Koç, 28 Haziran 2007 tarihli, 'Emperyalistler size de para teklif etti mi?' başlıklı yazısında şunları yazdı:
"DİSK, Avrupa Komisyonu'ndan önce 150 bin Euro aldı. Daha sonra, DİSK, HAK-İŞ ve KESK, üyesi bulundukları Avrupa Sendikalar Konfederasyonu aracılığıyla Avrupa Komisyonu'nun 1 milyon Euro'luk bir eğitim projesini aldı ve "eğitim yaptı". Bu kuruluşların Kıbrıs konusundaki tavrı nasıldı? Sözde Ermeni soykırımı iddialarına karşı nasıl bir tavır aldılar? Emperyalistlerin Türkiye'de azınlık yaratma çabalarına karşı ne yaptılar? Soros, emperyalist güçlerin bir parçasıdır. Soros'un Türkiye'de oluşturduğu Açık Toplum Enstitüsü'nün Danışma (Yönetim) Kurulu'nda HAK-İŞ Genel Başkanı Salim Uslu da vardır. Soros'tan para alanlar arasında DİSK'e bağlı Dev Maden Sen de bulunmaktadır. Soros'un kaynak aktardığı önemli bir kuruluş ise, TESEV'dir. Bu kuruluşların milli davalarımız konusundaki tavrı nedir?"
Bu iddialar, Yılmaz Dikbaş’ın “Türkiye’de Avrupa Birliği’nden Para Alan Sivil Toplum Örgütleri” isimli çalışmasında da yer aldı.
Yeter ki Türkiye'yi, Türklüğü karalayın... Eğer bunu yaparsanız, bir kılıf bulunuyor ve paralanıyorsunuz, hatta 'Nobel Ödülü' kazanma şansınız bile oluyor? Ne yazık ki böyle... Parayı veren düdüğü çalıyor.
Bugün, Avrupa Birliği'nden ve Amerika'dan beslenen ve yönlendirilen saldırıların hedefinde 'milli duyarlılıklarımız ' bulunuyor.
"Batı'nın ilmini, sanatını almadık. Maalesef değerlerimize ters düşen ahlaksızlıklarını aldık!"
Bu sözler, bir 'ulusalcıya' ait değil. Bu sözleri bu ülkenin Başbakan'ı söylüyor. Başbakan, bu sözlerle AB'den 'beslenen' bazıları tarafından şiddetle eleştirildi. Batı'dan alınan ahlaksızlıkları açıklaması istendi. Başbakan'dan ses çıkmadı ama bugünkü siyasi iktidar ile aynı paralelde yer alan bir gazete, Batı'nın içinde bulunduğu ahlaki sorunları şöyle açıkladı:
"Aile mefhumu çöktü; ’evlilik’lerin yerini ’birlikte yaşama’ aldı... Kadınlar, kucaklarında ’bebek’ taşımak yerine ’köpek’ gezdirmeye başladı.Yaşlılar, “huzurevlerine” terk edildi... Bir Alman bilim adamı, ”50 yıl sonrasının Almanyası, sadece huzurevlerinden ibaret olacak“ diyor... Genç nüfus, her yıl azalıyor.Sapıklık had safhada... Homoseksüellik ve lezbiyenlik gibi sapıklıklar, ”cinsel yaşam özgürlüğü“ adı altında teşvik ediliyor... Homoseksüel belediye başkanlarının rezaletleri anlayışla karşılanıyor. Birçok batı ülkesinde cinsellik yaşı 10-11’e inmiş durumda... Artık ilköğretim okullarının önlerinde bile prezervatif satılmaya başlandı.Eroin başta olmak üzere her türlü uyuşturucu madde ve alkol bağımlılığı, ilkokul düzeyine inmiş durumda. Komşuluk yok, misafirlik yok, yardımlaşma ve dayanışma yok. Batı insanı ”milyonlar içinde yalnız“ yaşıyor.İnanç bunalımı, bütün Batı ülkelerini tehdit ediyor. Avrupa nüfusunun yarısı inançsız."
Başbakan'ın, 'Batı'dan ahlaksızlık aldık' sözleri, kendisinin ve hükümetin 'AB'ye üyelik' konusunda samimi olup olmadığı sorununu da beraberinde taşıyor.
Ahlaki yapıyı belirleyen değerlerin başında bilim ve sanat gelir. Öyle ise bu sözlerden Batı'da üretilen bilim ve sanatın aynı zamanda 'ahlaksızlığı' desteklediği sonucu çıkar. Eğer biz ahlaksızlığı aldıysak, Batı'nın yanısıra biz de mi toplum olarak 'ahlaksız' olduk?...Eğer böyle ise biz hala niye Avrupa'nın peşinde koşuyoruz?... Neden öyleyse gencecik çocukları bir 'beyin göçünün malzemesi' yapıyorsunuz?... Böyle bir durumda insanın aklına 'acaba bu iktidar acı çekmekten zevk mi alıyor' sorusu geliyor. Öyle ya..Eğer Batı bize ahlaksızlık veriyor ise, AB'ye üyelik adına adeta siyasi ve ekonomik anlamda 'aşağılayan' yaklaşımlarıyla 'işkence' ediyor ise ve 'biz' hala 'AB'ye üye olmak için' diretiyorsak bundan 'işkenceden zevk aldığımız' sonucu çıkıyor...Buna rağmen Avrupa Birliği'ne hala derin bir 'sadakat' beslemeye devam ediyoruz. Herhalde siyasi iktidarı böylesine çelişkili bir ruh halinde olan başka bir dünya ülkesi yok dünyada...
Öte yandan,yaklaşık 50 yıldır Türkiye'yi bekleten Avrupa'nın bunun için 'yalanlara' ve 'yanlışlara' başvurması bir 'ahlak sorunu' ile başbaşa olduğunu göstermiyor mu?...
Batı Türkiye'ye karşı olan saldırılarında sadece toplumsal ahlakı kokuşturmakla kalmadı... Bir önemli silahı daha var Batı'nın...O da terör. Türkiye'de terörün topraklarımıza ekilmesinde, filizlenip yeşermesinde, büyümesinde teröre karşı mücadelede 'riyakârlığı' bilinen Batı'nın büyük payı vardır. Bugün Almanya, Fransa, İtalya, Yunanistan, Belçika ve daha bir çok Batı ülkesinin Türkiye'nin parçalanması gibi 'asla gerçekleşemeyecek' bir hayale yatmış olan PKK terör örgütüne maddi ve manevi destek vermekten dolayı 'sabıka kaydı' vardır. Böylesine kirli bir 'sicili' olan Batı'nın, asla gerçekleşmeyecek bir Avrupa Birliği üyeliği için, 'demokrasi' ve 'insan hakları' maskesini takarak, 'PKK'yı meşrulaştırmak' ve 'bu isteği ayrı bir devlet kurulmasıyla gerçekleştirmek' hevesi içinde olduğuna toplum olarak hepimiz şahit olmadık mı? Batı’nın bilimin ve sanatın merkezi olup olmadığı belki tartışılır. Ama terör odaklarının beslenme merkezinin Batı olduğu asla tartışılmaz.
Sonuç olarak Başbakan'ın Batı ahlakı ile ilgili söylediklerinde doğruluk payı vardır. Ama aynı şekilde Başbakan'ın hem siyaseti hem de ruh halinde de çelişkiler vardır. Bu çelişki, çekirdeğindeki en temel maddesi 'ahlaksızlık' olan bir siyasi ve sosyolojik oluşumun bizzat yine bu iktidar tarafından Türkiye'ye 'uygarlık projesi' olarak sunulması ve tavsiye edilmesidir.
KARAMANLİS’İN KOYUNU,SONRA ÇIKAR OYUNU…
Türkiye'ye 2008 yılında gelen ilk turist Yunanistan Başbakanı Karamanlis oldu. Karamanlis, Ankara'da üzerine vazife olmayan konularda açıklamalarda bulundu..Karamanlis'e göre Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin üyeliğinden büyük çıkarı olacakmış?...Böyle diyor Yunan Başbakanı...İki gün evvel Başbakan açıklamıştı en büyük çıkarımızı(!)..Ahlaksızlık...Ankara'ya (hükümete) Kıbrıs'lı rumlarla ilişkileri geliştirme çağrısı yapmış..Acaba kendisi Kıbrıs'lı Türklerle ilişkileri geliştirmek için neler yaptı ya da neler yapmayı düşünüyor?...Madem iyi niyetli, madem önyargılı olmamak gerekiyor, neden ağzından "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti" sözü çıkmıyor?...Ayrıca hangi ilişkiler geliştirilecek Kıbrıs'lı Rumlarla?..Acaba " Rumlar’ın ada konusundaki isteklerine engel olmayın" demeye mi getiriyor?..Yoksa uluslararası hukuka ve meşruiyete aykırı olarak başlatılan ve 400 milyar dolarlık bir kazanç anlamındaki petrol aramalarında Rumlara, Türkiye'nin engel çıkarmamasını mı kastediyor?...Türkiye, zaten hiçbir zaman Rumlara engel olmadı ki...Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak tanımadı mı?...Karamanlis taviz istiyorsa, Türkiye'den iyi tavizkar bir ülke bulamaz...Gönlünü rahat tutsun...
AB ile müzakere başlıkları konusunda,“Hangi başlık açılırsa açılsın, Türkler Rum tarafını Kıbrıs olarak tescil etmezse, o başlık kapanmaz’ kararı var zaten...Ayrıca onu mutlu edecek bir şey daha var.Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, maalesef Karamanlis'in Rumlara sahip çıktığı kadar Kıbrıs'lı Türklere sahip çıkamıyor,çıkamadı...Karamanlis, herkesten kendisine dolayısıyla Yunanistan'a inanmasını beklemekte ve istemektedir. Ama Kıbrıs'lı Türklerin adada bir azınlık olmadığını, adanın asli unsuru olduğunu söyleyemiyor.Kıbrıs konusunda hem KKTC'de hem de Türkiye'de duyarlı olan çevrelerin duymak iştediği ise budur. Bunları söylemediği takdirde Karamanlis'in iyiniyetine de samimiyetine de inanmak mümkün değildir. Üstelik Türkiye'nin öyle 'hellenizm' gibi 'megaloidea' gibi niyetleri de yok...Biz kırmızı çizgilerimizden vazgeçiyoruz, ama Yunan vazgeçmiyor, vazgeçmez de...Böyle 'zayıf karakterli' bir iktidar bir daha gelmez bu ülkenin yönetimine...Karamanlis bunu gördüğü için 'fırsat bu fırsat' deyip, yüklenmeye niyetli...
Bakar mısınız Patrikhane Liderine...Karamanlis'in ziyareti sırasında Bartholomeos, sözlerine "Ortodoks Kilisesi'nin yüzyıllardır kaderinin çizildiği ekümenik Patrikhane merkezimizde ağırlamaktan büyük bir mutluluk duymaktayız" diye başlıyor.Yanlış duymadınız.. Evet, Bartholomeos patrikhaneyi 'ekümenik' olarak ilan etmiş bile...Acaba Başbakan ya da hükümet bu konuda Yunan Başbabakanı'na bir şeyler mi söyledi..Durup dururken patrikhane lideri, nereden cesaret alarak bu 'ekümenik patrikhane' ifadesini kullandı:..Bilmediğimiz bir şey mi var?..Üç gün sonra Heybeliada Ruhban Okulu'na giden öğrenciler görürsek şaşırmayalım...
Türkiye'nin üyeliğinde AB'nın çıkarı olduğunu söyleyen Karamanlis, üç adım sonra Türkiye'ye elindeki sopayı gösteren şu açıklamayı yapıyor :"Heybeliada Ruhban Okulu açılsın, Patrikhane sizin Avrupa Birliği pasaportunuz" Bu açıklamaların anlamının kibarca, "bunları yapmazsanız, AB'ye giremezsiniz" olduğunu bilmem hatırlatmaya gerek var mı?...
Tehditleri, şantajları güleryüzünüzün arkasına saklayacaksınız, ondan sonra da size inanmamızı isteyeceksiniz. Yunan Başbakanı, herhalde bizi 'enayi' sanıyor...
Abdullah Öcalan'ı saklayan siz değil miydiniz?..Hani iyiniyetiniz , samimiyetiniz nerede?..
Annan Planı'na 'Hayır' diyen, Avrupa Birliği üyeliğini Türkiye'ye karşı bir tehdit ve şantaj unsuru olarak kullanan Rumlar değil mi?...
Ege'de hava sahanlığı 6 mil iken, bunu 10 mil olarak ilan eden, it dalaşına giren Yunanistan değil mi?...
Karasularını 12 mile çıkaracağını boyuna posuna bakmadan bir tehdit olarak savuran Yunanistan'mı bize karşı iyiniyetli?..
Kardak'ı kendi sınır çizgisi içine almak mı samimiyet?..Türk uçaklarının uçuş planlarını istemek mi iyi niyet?...
Yoksa Batı Tarkya Türklerinin etnik kimliği üzerinde inatlaşma yapmak mı ?...
Karamanlis meydanı boş sandı..Durmadan atıyor...
Dünyada iyiniyet ve samimiyet konusunda 'arızalı' bir ülke varsa bilinsin ki bu ülkenin adı Yunanistan'dan başkası olamaz..
Karamanlis'in sözlerine Başbakan inanabilir ama Türk Millleti inanmaz...
Önce bir iyiniyetini ve samimiyetini gösteren bir adım atsın ..Sonra bakarız..
Ankara'ya indi, hangi sorun hafifledi, hangi sorun çözüldü... Turist gibi geldi, gezdi gitti...
“Karaman’lisin koyunu, sonra çıkar oyunu” sözü hala kulaklarımızda çınlıyor.
Yunan’lı konuşuyor ama boşa konuşuyor. Çünkü ayinesi iştir kişinin,lafa bakılmıyor...

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Blogcu ile yapıldı
otel emlak inşaat tekstil
eXTReMe Tracker
Birportal.Net Toplist Sistemi Arama motorlarna kayt, Hit siteler